YUKARI BALCILAR
Forumumuza mesaj göndermek için, "Kayıt Ol" a tıklayınız ve üyelik işlemlerinizi yapınız. Daha önceden sitemize üye olduysanız "Kullanıcı Adı" ve "Şifreniz" ile giriş yapınız.
(LÜTFEN DESTEK OLUNUZ)
Desing By_İBRAHİM

YUKARI BALCILAR


 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 1. Kur’an-ı Kerim’in luğat ve ıstılah manası nedir? devamı..

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sevgi BİÇER
GeLiŞMiŞ ÜyE
GeLiŞMiŞ ÜyE
avatar

Mesaj Sayısı : 96
ReP GüCü : 301
Başarı Sistemi : 6
Kayıt tarihi : 16/04/10

MesajKonu: 1. Kur’an-ı Kerim’in luğat ve ıstılah manası nedir? devamı..   C.tesi Mayıs 29, 2010 9:09 pm

4. Vahyin olabilmesi aklen mümkün müdür?


Vahyin olabilirliğinin aklen ispatı, Asrı Saadet döneminde oldukça zordu. Ama günümüzde vahyin olabilirliğini akli deliller vererek ispatlamamız mümkündür. Şimdi bu delillerden bazılarını maddeler halinde sıralayalım.


1. Günümüzde telefon, telsiz ve uydu aracılığıyla yapılan haberleşmelerle hem ses hem de görüntü çok uzaklara ve kısa zamanda aktarılabilmektedir. İnsan aklının keşfettiği bu teknolojik aletlerle ses ve görüntü nakli yapabilmesi, Allah’ın dilediği insana dilediğini vahyedebileceğini göstermektedir.


2. Günümüz insanı, binlerce kitabın alabileceği bilgiyi bir bilgisayar CD’sinde kaydedip taşıyabilmektedir. Belki ilk dönem insanları için imkansız olan bu şey günümüzde kolaylıkla yapılmaktadır. İşte Yüce Allah’ta vahyini, Peygamberlerin kalplerine aynı şekilde kayıt edebilir ve vahyi orada muhafaza edebilir. Günümüz teknolojisini kullanan bir insanın yapabildiği bu işlemi, ilmi her şeyi kuşatmış olan Allah niçin yapamasın?


3. İnsanların gözlerinin önünde, hipnotizma ile uyuyan bir kişinin şuur altına girilerek, ona çeşitli telkinler verilebilmektedir. Buradan bir kişinin uzaktaki bir kişiye bilgi aktarımı yapabileceği ortaya çıkmaktadır. Bir insanın bile yapabildiği bu bilgi aktarımını ilmi her şeyi kuşatmış olan Allah niçin yapamasın?


4. Kendisinin Musevi ve İsevi olduğunu iddia eden herkes aynı zamanda vahyin vukuunu da kabul ediyor demektir. Çünkü bunlar, Musevi veya İsevi olmakla Allah’ın kendi peygamberlerine vahy gönderdiğine inandığını açıklamış olmaktadır. Bunların Hz Peygamberin peygamberliğini kabul etmemesi çok saçmadır. Çünkü; Allah’ın peygamber gönderdiğine ve bu peygambere vahy gönderdiğine inanıp da, Allah’ın gönderdiği bir başka peygamberi ve O’na vahyedilmesini inkar etmek mantıklı değildir.


5. Vahy olayı; O’na şahit olan sahabeler tarafından günümüze kadar tevatür yolla aktarılmıştır. Bu olay yüzlerce sahabenin gözü önünde cereyan etmiştir. Bunun sahabe döneminde vuku bulduğu konusunda sahabelerin hepsi de hemfikirdir. Zahiren İslam’a girdiğini belirten, ancak kalben İslam’a düşman olan İslam düşmanlarının uydurmuş olduğu uydurma rivayetlerde bile vahyin gelişine bir itiraz olmamıştır. Günümüzün en azılı İslam düşmanlarından olan müsteşriklerin, tamamına yakını bile vahy olgusuna itiraz edememektedir. Onlar; bu olayın varlığını kabul etmiş, ancak onun ilham, hastalık…vb bir şey olduğunu sanmışlardır.


6. İslam dininde değişik görüşlere sahip, çeşitli İslam mezhepleri vardır. Bu mezheplerin hepsinin birbiriyle ihtilafı olmuş, hatta bu ihtilaflar bazen birbirlerini tekfire kadar varmıştır. Kendi aralarında birçok ihtilafı olan, gerek sünnete uygun gerekse de sünnete uygun olmayan görüşler ortaya atan bu mezheplerin hiçbir tanesi vahyin vukuunu inkar etmemiştir.

Sonuç olarak; deney ve gözlem yoluyla ispatı mümkün olmayan vahyin, yukarda belirttiğimiz akli örneklerle Allah ile insan arasında özel bir iletişim yolu olduğu, sahih aklında bunu reddedemeyeceği gün gibi aşikardır. Bu özel iletişime, melekler ve peygamberlerde aracılık yapmışlardır.


5. Vahyin dili nedir?


Allah tarafından her topluma bir uyarıcı gönderilmiştir. O toplumun, gönderilen uyarıcının mesajını anlaması için, toplumu irşad ve ıslah için gönderilen mesajın toplumun diliyle olması zorunludur. Aksi halde farklı bir dille yapılan uyarıya karşı muhatapların itiraz etme hakkı doğardı. Bu tür bir itiraza mahal verilmemesi için Araplara gönderilen ilahi vahyin dilinin de Arapça olması gerekirdi. Allahu Teala, gönderdiği her peygamberi, peygamber gönderilen kavmin diliyle göndermiştir. Kur’an-ı Kerim’deki “Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik, ki onlara açıklasın…” ayeti bu konudaki sünnetullahı bize bildirmektedir. Bu sünnetullah her peygamber zamanında aynen devam etmiştir. İşte bu sünnetullahın sonucu olarak; en son gönderilen peygamberinde Arapça konuşan Araplar arasından çıktığı için doğal olarak O’na ve kavmine gönderilen vahyin dili de Arapça olmuştur. Kur’an-ı Kerim; Arapların üzerinde düşünüp anlamaları için gönderilmiş Arapça bir kitaptır.


Bu genel bilgileri yanlış değerlendiren bazı kesimler; Arapça’nın kutsal bir dil olduğunu zannetmektedir. Bu kesimler dinlerini anlamayan, Müslüman halka ve gençlere, Arapların dillerini öğretmeye çalışmaktadırlar. Bize göre, Türkiye’deki Müslümanların tamamına yakınının dini anlaması için, Arapça’yı bilmesine değil de, dinini kendisine kolay bir metotla öğretecek, ehliyetli eğiticilere ihtiyaçları vardır. Bu eğiticiler olduğunda, Müslüman halk ve gençlik sahih-uydurma karışımından oluşan geleneksel bilgileri öğrenmek zorunda bırakılmayacak ve Kur’an merkezli olan vahy İslam’ına tabi olacaktır. Arapça bilen konunun uzmanı eğiticiler, eski kaynakları okuyup değerlendirmeli ve gerekli gördükleri bilgileri irşat etmek için kendi toplumuna çeşitli vesilelerle aktarmalıdır.


6. Vahyin amacı nedir? Tarih içerisinde bu amaç dikkate alınmış mıdır?

Vahyin dilinin Arapça olmasının amaç değil bir araç olduğunu yukarıda gördük. Öyleyse vahyin gönderilmesindeki asıl amaç nedir? Bilindiği gibi, vahyin asıl hedefi insandır. Vahyin amacı; sağlıklı bir dünya görüşüne sahip olan fertlerden oluşan, Allah’ın razı olabileceği sağlıklı bir toplum meydana getirmektir. Kısaca vahyin amacı; insanların Dünyada ve Ahirette mutlu olmalarını sağlamaya çalışmaktır.


Ancak tarihi süreç içerisinde Müslümanlar, bu amaçları dikkate almayan bazı alimlerce ortaya çıkartılan kültür İslam’ının hükümlerine uymaktan dolayı dünyada mutluluğa kavuşamamışlardır. Bilindiği gibi, vahyin sınırları içinde hareket edildiği ve vahyin gönderilme amacına ters düşmediği müddetçe insan kendisi için kolay ve yararlı olanı yapabilir. Bunda dinen hiçbir bir sakınca yoktur. Ama yüzyıllarca bazı İslam alimleri bu gerçeği dikkate almadığından vahy asıl amacından saptırılmıştır. Bu İslam alimleri “…Allah sizin için kolaylık ister zorluk istemez….” ve “Allah kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez….” ayetlerine rağmen, Kur’an ve Kur’an’a dayalı sahih sünnet kaynaklı olmayan birçok yeni haramlar ihdas etmişlerdir. Tarihi süreç içerisinde insanların dünyada mutlu olmalarını sağlamak için gönderilen İslam dini, bu tip alimler yüzünden, onların mutsuzluğuna vesile hale getirilmiştir. Bu sürecin sonunda; Allah’ın kitabında yasaklamadığı birçok söz ve amel, içtihad ve fetvalarla haramlara dönüştürülmüştür. Mezheplerin harama götürecek yolu kapama maksadıyla ortaya koydukları “Seddi Zerai kaidesi” zaman içerisinde mübahların haramlara dönüştürülmesini sağlayan bir “yasak üretim makinesi” haline dönüşmüştür. Mezhepler arasında farklı bir şekilde değerlendirilen bu kaide sonucu; bazı Müslümanlar için mübah olan birtakım şeyler, başka Müslümanlara haram yapılmıştır. Buradaki haram içtihadi haram olduğundan tartışılabilir, ancak mezheplerini körü körüne taklit etmekten haz duyan mukallitler bu gerçeği anlamadıkları için yorumlarla getirilen içtihadi haramları yapmamak için gayret sarf ederken, Allah’ın yasakladığı nassla sabit olan mutlak haramları gözünü kırpmadan yapmaktadırlar.


Çözüm nedir? Çözüm; Allah adına her şeyi yasaklama hakları olduğu zannedilen insanların böyle bir hakkı olmadığını ve dinde yasak olduğu zannedilen birçok şeyin aslında yasak olmadığını kitlelere net bir şekilde duyurmaya çalışmaktır. Konunun uzmanları tarafından oluşturulacak kurullarda insanların yasakladığı şeylerin gerçekten yasak olup olmadığı tartışılmalıdır. Konunun uzmanı olan alimler, tartışmaların sonucunu; siyasi yöneticilerin, gelenekçi alimlerin ve bilgisiz kamuoyunun tepkilerini gözetmeksizin ortaya koymalı ki, Müslüman halk bu konularda aydınlansın. Aydınlansın ki; vahyin amacına tamamen ters düşen hal ve hareketlerini düzeltsin. Ve vahye göre serbest, insanlara göre yasak olan davranışları üretenlerin veya daha önce üretilenleri koruyanların tuzaklarına düşmesin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
1. Kur’an-ı Kerim’in luğat ve ıstılah manası nedir? devamı..
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» 1.Hidrokinezi Nedir?
» Bugün Sizi Anlatan Söz Nedir? :)
» WOLFTEAM İLE İLGİLİ HERKEZİN KAFASIN YORAN KP ...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
YUKARI BALCILAR :: Manevi Dünyamız :: Kuran-ı Kerim(Kainatın en güzel Kitabı)-
Buraya geçin: